.

AD BANNER

Çekiyor Ekmeği Tuzu Bayat'ın

-

Her yanı yemyeşil temiz havası

Başka olur kışı yazı Bayat’ın

Ardında ormanı enfes doğası

Ovaya dönüktür yüzü Bayat’ın

-

Kayabaşı bağlık yeri de başka

Oraları gören geliyor aşka

Yeni Mahalle’ye gitseydik keşke

Özlem olur yakar közü Bayat’ın

-

Köpüklü’den geçer Barak’ın yolu

Eskialibey’in İshaklı solu

Kula’da birleşir Delice kolu

Oradan başlıyor gizi Bayat’ın

-

Lapa altı parça büyük Yoncalı

Orman kenarında oturur Falı

Gün gün azalıyor neler yapmalı

Kesildi nüfusça hızı Bayat’ın

-

Beş vakit Allah’a açılır eller

Kubbedin Köyü’nde söyleşir diller

Aşağı Yukarı Emirhalil’ler

Meşhurdur tavuğu kazı Bayat’ın

-

Bağ bahçe işiyle uğraşırlar hep

Halkı Ahmet Mehmet birkaç da Recep

Evci ile aynı Evci Müstecep

Yoktur aykırısı yozu Bayat’ın

-

Kuruçay’ın çayı kuru mu kuru

Çamlıgüney suyu duru mu duru

Bağ bahçedir Çukuröz’ün çukuru

Yaman olur karı buzu Bayat’ın

-

Demirci’den öte aşınca kaşı

Kalınpelit Köyü tepenin başı

Yeşildir Yenişıh toprağı taşı

Parkında çay içmek haz’ı Bayat’ın

-

Ayvalıca Köyü davul zurnacı

Yeşilçat Köyü’nde anayla bacı

Tevekli İleği başların tacı

Özlenir toprağı tozu Bayat’ın

-

Emirşah kışına dayanmaz demir

Orman olduğundan uzuyor ömür

Karakaya’da da çıkıyor kömür

Doğası madeni kozu Bayat’ın

-

Satıyüzü yakın gitsen de yayan

Ovanın başında kurulu Bayan

Dere Mahallesi Yatukçu ayan

Tepebayat iki gözü Bayat’ın

-

Asma’nın ardında durur Beydili

Çerkeş orman içi Bayat’ın gülü

Bayat Çayı vadisinde Cevizli

Bağ bahçe doludur özü Bayat’ın

-

Asma Tepesi’nde ağnanır duman

Yazıda yabanda kalmayın aman

Sılanın hasreti çökünce yaman

Çoğalır gönülde az’ı Bayat’ın

-

Sağpazar Toyhane ırmak bucağı

Akseki Kunduzlu ana kucağı

Pancarlık Köyü’nün tüter ocağı

Saray Emirhalil düzü Bayat’ın

-

Derekutuğun’la Tepekutuğun

Bayat toprağında duygular yoğun

Gezin ananızdan yeniden doğun

Güzellik dokunmuş bezi Bayat’ın

-

Ahacık’tan indi Yeniköy düze

Belören uzaktan görünür göze

Çayköy Hacıbayram yakındır bize

Sözü geçer bazı bazı Bayat’ın

-

Zamanlar yarına uzanır dünden

Geçmiş farklı idi elbet bugünden

Benim anam Dorukseki köyünden

Anamın anası kızı Bayat’ın

-

Cuma günü Pazar olur Bayat’ta

Gözünüz gönlünüz kalır Bayat’ta

İnsan insanlığı bulur Bayat’ta

Çekiyor ekmeği tuzu Bayat’ın

-

Suat Zobu

 

-


LANETLE KINIYORUM


            

İnsan yaptığı işi sevmeli.

İşini yaptı mı layıkıyla yapmalı.

Bizim köyümüzden çok öğretmen geldi geçti. Çoğunun adı sanı unutuldu gitti.

Ama bir öğretmenimiz var ki yaptıkları gurur verici. Daha önce görev yaptığı yerlerde hep aktif olmuş, bizim köyümüzde de çok aktif..!

Bir şey var ki..!

İşin açığı ben de duymamıştım. Tesadüfen internetten öğrendim.

Bu öğretmenimiz bir projeye katılmış. Türkiye’deki 9 ilden 10 ilkokulun katılımıyla İstiklal Marşı’mızın okunması. 10 kıtalık İstiklal Marşımızın her kıtasını bir okul okuyor. Çorum’dan ise Yerliköy İlkokulu katılmış. Koskoca Türkiye’deki binlerce okuldan 10 tanesinin içine girip böyle bir projeye katılabilmek kolay kolay mümkün olur mu? Kura çekilse kazanamazsın.

İnsanın içi kabarıyor. Nasıl bir mutluluk, nasıl bir gurur.

Lütfen şu linkten izleyin:

https://www.youtube.com/watch?v=bNWuoSY7bZo

(1.38-2.04 arası)

 Çorum'un Fenomen Öğretmeni

Bitmedi.


               Hacettepe Üniversitesinden öğrenciler, öğretim görevlileri falan geliyor heyet köyümüze halinde. Köyümüzde misafir edilip etkinlikler düzenleniyor. Köyümüzün tanıtımı yapılıyor. Çocuklarımız mutlu.

Aydın'ın bilmem ne ilkokulundan "Kardeşim de tatsın" kampanyasıyla incir, zeytin falan bulunan paket geliyor. Önemli olan kolinin içi değil, yapılan iş. Bunda da kesinlikle öğretmenimizin parmağı vardır.

Bitmedi;

Öğretmenimiz sürekli öğrencileriyle iç içe sosyal faaliyetlerde bulunuyor. Okulun bahçesinde küçücük bir alanda “Botanik Bahçesi” oluşturup "nasıl sebze yetiştirilir" uygulamalı olarak gösteriyor öğrencilerine. Ben bütün bunları öğrenince pek çok fotoğrafı öğretmenimizin sayfasından izinsiz alıp sizlere ulaştırdım.

Bitmedi, bitmedi.. Bir bakıyorsunuz çevre etkinliği kapsamında çöpleri topluyor öğrencileriyle. Bunlarda ne mi var..? Açın bakın internetten. Türkiye’de kaç okulun adı var Yerliköy İlkokulu ile birlikte yazılan. İnternette var köyümüz, basında var. Çok büyük ihtimalle televizyonlarda da yayınlanmıştır.

Öylesine alçak gönüllü ki bu öğretmen övünerek bütün bunları kimseye duyurmuş değil.

Kim bu öğretmenimiz..?

Caner Sarıoğlu.

Caner öğretmenimiz hep çocuklarımızla alakadar. Hep görevinin başında.

Topu topu 10 çocuk kalmış okulumuzda. 

Tam sınır.

9'a düşse okul kapanacak. Bıçak sırtı.

Öğretmenimiz kalan bu 10 çocukla okulumuzun bahçesine 35 tane ağaç fidesi dikiyor.

Ağacın kötüsü mü olur?

O küçücük çocuklarımız öğretmenleriyle birlikte çalışarak, öpülesi elleriyle çukur açıyor, fideleri dikiyor, dibine gübre koyuyor, suluyor. Ağaçlar tutuyor, büyümeye başlıyor. Tam 35 tane fidan.

11.05.2021 tarihinde sayfamıza Otluk Kırı’nda oluşan Bolu görünümlü muhteşem ormanımızın fotoğraflarını koyunca çok kişi beğendi. Mutlu olduk beraber. Güzel yorumlar yapıldı. Yıllarca kıraç kalmış köyümüzdeki o güzelliği gören herkes eminim ki çok sevindi.

Ama bir yorum geldi ki beni mahvetti.

O ormanımızdan daha güzel gönüllü öğretmenimiz Caner Sarıoğlu

“Okulun bahçesine çocuklarla tek tek kazıp diktiğimiz, suladığımız 35 fidanımızı nasıl söküp attıklarını da paylaşın lütfen.” yazmıştı.

Belli ki üzülmüş. Nasıl üzülmesin. İnsan kahrolur elbet. Ha öğrencileri katledilmiş, ha diktiği ağaçlar..

Zaman belirtmemiş ama belli ki olmuş. Yerliköy’de olmuş..

İçim bir tuhaf oldu. Kolum kanadım kökten kırıldı.

ALLAH KAHRETSİN. KİM YAPABİLİR BUNU. 35 TANE FİDANI KİM YERİNDEN SÖKÜP ATABİLİR??? HA 35 TANE İNSANI ÖLDÜRMÜŞSÜN HA 35 TANE FİDANI SÖKÜP ATMIŞSIN.

Ağaçlar büyüyüp yetişince ne olacaktı?

Caner öğretmen okulun bahçesine diktiği ağaçlarda meyve yetiştirip satacak, parasını mı yiyecekti..?

Köyümüzden tayini çıkıp giderken ağaçları sırtına sarıp da götürecek miydi..?

O ağaçlar bizim köyümüze dikilmedi mi..? 

Köyümüz yurdumuzun bir parçası değil mi..? 

Ağaç dikmeyi sevgili Peygamberimiz bile teşvik etmemiş mi..?

BE HEY VİCDANSIZ NE İSTEDİN 35 TANE AĞAÇTAN..? ONLARI KÖKÜNDEN SÖKÜP ATARKEN HİÇ Mİ VİCDANIN SIZLAMADI..?

CANER ÖĞRETMENİM KÖYÜMÜZ YERLİKÖY ADINA, YURDUMUZ ADINA, İNSANLIK ADINA ÖZÜR DİLİYORUM..

 

“Yaş kesen baş keser” der atasözü

Otuz beş fidanı söküp atmışlar

Kanı bozuk varmış bozukmuş özü

Vicdanı ahlakı pula satmışlar

-

Caner Hocam dikmiş alın teriyle

Çocuklar çalışmış cılız feriyle

Sulamışlar her gün öteberiyle

Ortalığı birbirine katmışlar

-

Okulun bahçesi ayrı bir yer mi

İnsan olan insan böyle eder mi

Kini varsa ağaçlara güder mi

Tuzak kurup pusuya mı yatmışlar

-

Kimse onaylamaz böyle zulümü

İnsana eşdeğer ağaç ölümü

Çöp olmuş otuz beş fidanın tümü

Vallah billah günahlara batmışlar

-

Bilmem kimdir nedir nasıl insandır

Utanırsa tükürerek utandır

Yandır Yüce Rabbim narında yandır

Halt etmişler necasetten tatmışlar

-

Kim yapmışsa insanlıktan utandım

Duydum köylülerim yapamaz sandım

Sonrasında yavaş yavaş inandım

Birileri yanlış yolu tutmuşlar

 

LANETLE KINIYORUM

 

Suat Zobu

.


Kara Mehmet ve Kayserili


Kara Mehmet vardı. 

Komşumuz, akrabamızdı.

İsmi Mehmet Zobuoğlu. 

Kimseye bir kötülüğü dokunmazdı.

Misafiri sever evi dolar taşardı. 

İlginç biri, değişik bir adamdı. Avcılığı vardı onun. "Uçan kuşu gözünden vurur" tabiri tam da ona göreydi. 

Mehmet Ali Aktaş (Bey) ve Hacıbayram'lı biriyle iyi ahbaplardı. Şef de sürekli onun yanında olurdu. İki tane tazısı vardı. Tazıları besleyiş tarzı da garibimize giderdi. O zamanların yokluğunda tazıları lokumla, pişmiş tavuk etiyle falan beslerdi. 

"Çiğ et yerlerse av etini ve köydeki tavukları falan yemeye kalkarlar" derdi rahmetli. 

Tazıları da yanına alarak birkaç arkadaşıyla ava çıkar, günlerce kırda kalır, av avlardı. Bazen ördek, bazen yaban kazı, bazen karabatak, tavşan falan olurdu avları. O zamanlar yasak yoktu. Bazen de tilki vurur derisini satardı. Bizim o bölgede ortalık tilki kıtlığına kesti. Tabiatın dengesi bozuldu resmen. Tilki olmayınca tarla fareleri çoğaldı. Tarlaları fareler bastı.

Av esnasında gecesi gündüzü yoktu. 

“Pek çok defa Asma Tepesi’ndeyken sabah ezanı okunduğunu hatırlarım” diye anlatırdı. 

Toyhane’nin oradaki gölde, Suylan Ortaca’daki sazlıklarda, Çukurköy ’ün bataklıklarında vurduğu avın oralara düşmesi nedeniyle kışın beline kadar buzlu suya girdiği çok oldu.

Arasıra defineciliği de vardı.

*

Rahmetli Kara Mehmet’in bir de Kayserili arkadaşı vardı. 

Çerçici. 

Bildiğin katırla gezen çerçicilerin az daha gelişmişi işte. Kayserilinin 50 NC tipi kapalı kasası olan bir kamyoneti vardı. Her sene belli zamanlarda o kamyonetle gelir, harman veresiye halı, kilim, kumaş falan satar, giderdi. Her gelişinde Kara Mehmet’in evinde kalır, zaten misafiri eksik olmayan Kara Mehmet'in evinde etlisi sütlüsü krallar gibi ağırlanırdı. Kara Mehmet’in evini üs olarak kullanır, günü birlik gidip yakın köylerde de satış yapardı. Hiç sektirmeden harman zamanı da gelerek gene üç dört gün kalıp alacaklarını toplar Kayseri'ye dönerdi.

Kara Mehmet’e her seferinde “Sen de Kayseri’ye gel, misafirim ol. Mutlaka beklerim” diye ısrarla tembih ederdi. Ama Kara Mehmet hiç gitmedi.

Sonra Kara Mehmet rahmetli hasta oldu. Kanser, kolon kanseri. En kötü kanser türlerinden biri.

Bir bayram günü, hem hasta ziyareti hem de bayramlaşma için gelenlerden ağabeyim Burhan Zobu, Ahmet Kör, Ahmet’in halasının oğlu Toyhane’li Mehmet falan otururken laf lafı açınca Kayseriliden bahsettiler. "Çok iyi adam" falan. 

Birden Ahmet Kör,

“Hadi yanına gidelim!” dedi. Kayseri nere, bizim köy nere..! Sanki bizim köyün içinde bir evden başka bir eve gidiyor.

Kara Mehmet “Gitmeyin, boş verin” falan dediyse de dinlemediler. 

Ahmet’in oğlu Mustafa o zamanlar daha küçük. Yanlarına onu da alarak Ahmet’in arabasıyla 4 kişi yola düştüler. Nerden baksan şura bura 5 saatlik yol.

Ahmet “Seni ziyarete geliyoruz” diye yoldayken Kayseriliyi aradı. 

“Tamam buyurun gelin” cevabıyla işi sağlama aldılar!

Acıktılar. Karınları kıyılacak hale geldi.

“Sabredelim, Kayserili şimdi çok güzel yemekler hazırlatmıştır. Orada doya doya yeriz” ortak kararıyla yola devam ettiler.

Şen şakrak, güle eğlene, mutlu bir yolculuk oldu.

Kayseri'nin girişinde tekrar aradılar. Verilen yol tarifine göre zar zor da olsa evi buldular.

Ağız ucuyla buyurun buyurun. Pek de sıcak karşılanmadılar.

Kuru kuruya sohbet, muhabbet, hal hatır. Oturdular, oturdular.

Çay geldi. Midelerinin kazınmasına rağmen çayı içtiler.

Az daha oturdular. Meyve geldi. Her tabakta “bir portakal, bir hevüç” (havuç). Ona dokunmadan müsaade istediler. Ev sahipleri hiç “Kalsaydınız” falan demediler. 

Oradan ayrılır ayrılmaz ağabeyim Burhan küfürü basarak,

“Ahmet sür bir kebapçıya” dedi.

Köyden taa Kayseri'ye kebap yemeye gitmiş oldular.

Gece yarısını geçe köye geldiler.

Olayı anlatınca Rahmetli Kara Mehmet “Ben onun ne mal olduğunu biliyordum. Keşke gitmeseydiniz. Size söylemeye çalıştım ama tam diyemedim!” dedi. 

Üzüldü.

Daha sonra bu olay aralarında espri konusu oldu. Birbirlerine zaman zaman iki portakal, bir havuç gönderdiler.

*

Kara Mehmet’in hastalığı topu topu 3-4 ay sürdü. Dağ gibi adamı yedi bitirdi o hastalık. Bir deri, bir kemik derler ya, tam da öyle oldu ve vefat etti. (Yıl 1993-94 falan)

Allah rahmet eylesin.

Mekanı cennet olsun.

 

Suat Zobu

 

.

Yerliköye Yağmur Yağardı

 

Yerliköy’e Yağmur Yağardı

--------- 

Köyüme şiir yazmadan olur mu?

Doğduğumuz, büyüdüğümüz, çocukluğumuzun geçtiği yer unutulur mu?

Hani bülbül dermiş ya "İlle vatanım, ille vatanım" diye. 

Sonra serbest bırakınca gitmiş bir çalı dibine konmuş.

Aşağıdaki şiir "BENİM KÖYÜME" ithafımdır:

Çorum / İskilip / Yerli Köyü'ne

---------- 

Y E R L İ K Ö Y 'e yağmur yağardı,

E kinler yeşerir,

R engarenk çiçekler açardı.

L imon sarısıydı

İ ğde çiçeği,

K ırmızı gelincikler

Ö yle güzeldi ki. Ve…

Yağmur yağardı çisil çisil

Islansak da umursamazdık

Yağmur bereketti, yağmur mutluluk

Damla damla düşerdi

Damlalar küçük derecikler oluşturur

Akardı Tekke Çayı'na

Sonra Kızılırmak’a

Oradan sonsuz denizlere ulaşıp

Buhar olur

Yağardı

Yerliköy'e yağmur yağardı

..

Bahçelerimiz vardı köy önünde

Çok kişinin de bağı

Elma, armut, zerdali

Bağ bekçisi Müggat Dayı

Köy Bekçisi Arif’in Ali

Üzümler olurdu

Kara üzümler

Pekmez kaynatır

Şırasına ekmek banardık

Doğaldı her şey

Tavuklar gıdaklar

Sabah horoz sesi

Herkesin evinin önünde

Küçük bir bahçesi

Karaağaçlı Dere’den karaçalı keser

Getirirdik

Kenarına çit yapar

Maydanoz, tere, marul,

Domates, biber ekerdik

Ektiğimize değerdi

Yerliköy'e yağmur yağardı

..

Yemekler yapılırdı sulu yemekler

Varsa salata

Kaşık yerine

Ekmek sohumu

Güz geldi mi tarlalar sürülür

Dıhızına ekmezdik tohumu

Önce karasabanlar

Kağnılar vardı

Tırpanla biçilirdi ekinler

Bildiğimiz o kadardı

Sabahları erken sapa gidilir

Çayır Harman’dan bağlara kadar

Harmanlar olurdu

Düven sürerdik sabahtan akşama

Dön babam dön

Önemli değildi yön

Her harmanda birer haymalık

İçi serin,

Çam seneklerde buz gibiydi sular

İnsanlar birbirine yardım ederdi

İmece derlermiş başka yerde

Herkes gönüllü giderdi

Yağmur da yağardı;

Yerliköy’e dostluk yağardı

Sonra traktörler

Sonra makineler çıktı

Ekinleri biçer-döğerdi,

Yerliköy'e yağmur yağardı.

..

Ne yol vardı ne iz,

Çayır Harmandan giden yol,

Adam yutacak kadar çamur,

İskilip’e Dokuz Gedik’ten giderdik.

Nerde araba, yürürdük,

Yürürdük Hacıbayram'ın altından,

Köye kadar, Üşenmezdik.


İskilip’in pazarı Çarşamba,

Bayat pazarı Cuma’ydı.

İskilip demezdik ki biz

O hep "Şeğer"di,

İskilip’e daha çok yağsa da,

Yerliköy'e yağmur yağardı.

..

Bahar gelir, yaz gelir, kış gelir,

Günler kısalır uzardı.

Kar yağardı, dolu yağardı,

İlla ki Yerliköy’e yağmur yağardı.

Yılgınlağa'da mantar biter,

Kaynarca'da semirtlek,

Yol boylarında madımak vardı.

Tekecen, karavuk, yemlik toplanır,

Katık olurdu yufkaya.

Türbeden Güneş doğar,

Asma Tepesi'inden batar.

Aydoğan'dan Ay doğardı.

Yerliköy'e yağmur yağardı.

..

Her evin tavuğu, culuğu, badısı,

Herkesin birkaç ineği,

Bir-iki kömüşü, Üç-beş koyunu vardı.

Eski'nin İrbaam: Davar güderdi

Askere gideceğinde görmüş Bayat’ı

Hiç unutamaz

“Bayat da Bayat’mış haa” derdi

Arifin Ali sığır da güttü

Çocuklar kuzu güder

Kadınlar inek koyun sağardı

Yerliköy'e yağmur yağardı.

..

Kar yağardı

Kışın daha soğuk olurdu

Sobalar yanardı harıl harıl

Önce yakar

Sonra harradan geçerdi

Evler ısı yalıtımsız

Rüzgar bir yandan girer

Öbür yandan çıkardı

Yaz demez kış demez

Güneş doğar

Karanlığı boğardı

Yerliköy'e yağmur yağardı.

..

Yerliköy'e yağmur yağardı

Bazen de yağmazdı

Karaoğlan Kırı’nda ekinler sararır

Külfüyük’te mercimekler solar

Arap Kırı’nda arpalar kurumaya yüz tutardı

Sarayburun'dan Bekirağa'ya

Mezarlık'tan Kaynarca'ya

Giden yolların tozu göğe yükselir

Domuz Gölü’ndeki tarlalar

Ayak sığacak kadar yarılırdı.

Çoğu zaman

Sırtında cübbesi

Başında bembeyaz sarığı

Her zamanki saygınlığıyla

İpek Efendimiz en önde

Türbe'ye yağmur duasına çıkardık

Birkaç kurban kesilir

Kazanlarda bulgur pilavı

Et pişerdi

Hiçbir zaman doyasıya yiyemezdik,

Ama pilav güzeldi.

Allah’a yalvarır, yakarırdık,

Göğe bir bulut ağardı;

Yerliköy'e yağmur yağardı.

..

Nerde doğalgaz, nerde yakacak

Karakaya’dan kömür getirir

Yılgınlık’tan yılgın keser

Kışın yakardık

Habire pınsırdı namussuz

Yerliköye yağmur yağardı

Sel gelirdi Tekke Çayı’na

Ya da Bayat Çayı’na

Selinti toplardık

Yoktu, yoksuldu Yerliköy

Pirinç ekilirdi ırmağa

Ekerken dertti, biçerken soğuk

Son güz olurdu, kırağı düşer

Asma’ya duman ağardı

Yerliköy'e yağmur yağardı

..

Yerliköy'e yağmur yağardı

Binlerce kez yağdı, Yağdı...

Bizler de birer yağmur tanesiydik aslında;

Damla damla yağdık.

Kimimiz küçük dereciklere karıştı,

Aktı gurbetlere; Kimimiz toprağa...

............................

Bir varmış, bir yokmuş,

...Biri varmış, biri yokmuş;

......Az da olsa,

.........Yerliköy'e,

............Hala

...............yağmur

..................yağarmış...

 

.

       Suat Zobu

 

.


Çağrışımlar

 

Rahmetli Anama, Babama, Dedelerime, Amcalarıma kısaca tüm geçmişlerimize özlemle.. 
VEFAT EDEN TÜM KÖYLÜLERİMİZ İÇİN  
Kabirleri nur ile dolsun,
Mekanları cennet olsun..

Baksam Bir Zaman

 

     

Yamacın kaşına varıp otursam
Oradan köyüme baksam bir zaman
Aculü’de ya da Türbe’de dursam
Geçmiş zamanlara aksam bir zaman..

Çiğdem Çiçek Açmış Yerliköyünde

 


Kışlar yaza kaçmış Yerli Köyü’mde,
Coşar Tekke Çayı akışır şimdi…
Çiğdem çiçek açmış Yerli Köyü'mde,
Mis olur toprağı kokuşur şimdi…

Yerliköyden Mektup 2

               

Canımdan çok gıymatlı arkadaşım,

Yelliköyden gittiğinden beri hiç haber alamaz olduk. Gayli bizleri unuttun ellağam. İbdilki yazdığım mektuba da cevap vermedin. İnsan iki cızım olsun bir şeyler yazar hayırsız. Ya da çocuklara yazdırır. Ben de habire kerç ediyom ya artık gusura bakma. 

Bıldır bu vahıtlarda Şe’re giden birinden duyduydum. Bek irahatimişsiniz. "Suları neyin evin içinde akıyo" dediydi. İyi de evin içinde akan su her tarafı batırmıyo mu? Her taraf vıcık vıcık ıslanıp su olmuyo mu? Ortalık nutubetlenip sası sası gokmuyo mu? Abdesane bile evin içinde dediler. Doğru mu allasen..? İki adım bahçadaki tuvalete gitmeye de mi eriniyonuz. Amaniiinn evin içine edilir mi hiç? Her taraf yiril yiril gohar valla. Gaç gaç, gohudan eve girilmez.

Ekmeği ney de bakkaldan alıyormuşsunuz. Zahmetinden gurtulursunuz emme ona paramı yeter..? Yalan yok benim de canım çekiyo şe'er ekmaani ara sıra. Bazen "bi şe'er ekmaa olsa da yufka ekmaan içine dürüp dürüp yisek" diyom hani. Yanında da buz gibi ayran. Bak nasıl canım çekti!

Siz gittiniz kurtuldunuz. Bizim bura çok zahmetli anam. Ekmek et, asbap yu, bulaşık yıka, mala maşata bak. Bağda bahçada çalış. Çalış babam çalış... Kuyunun başında su bekle. 

Talla, tapan. 

Hele piriç soyha, hele piriç soyha... Ekmesi bi dert, biçmesi bi dert, yaz gış gendini gebert. Devamlı suyun, balçığın içindesin.

Piriç de neyin nesi dersin şindi. Bizim burda piriç ekmeye başladılar bir de. Neymiş, parası iyiyimiş. Parası batsın.

Bi şirket var, Tosyalı Boynarinin diyorlar. Onlar epeyce para harcadılar. Gocaman gocaman ganallar açtılar Kaynarca'nın alt yanına. Irmağın üstüne gocaman bi bent, bi de köprü yaptılar. Irmağın suyunu çevirdiler bu yana. Devamlı akıyo ganallardan. Böyük ganal, güccük ganal, ayak ganalı diyorlar. Üç tene ganal. Böyük ganal Gaynarcanın altından geçiyor. Öte geçede de Ambarcı'da, Çeltek'te oralarda da aynısını yapmışlar. Tozluburun'a gadar hemi de. Bizden aşşada Çukurköy de bile var.

Gaynarcanın altından Irmağan kıyısına kadar olan kısımda her eve 7,5 dönüm yer dağıttılar. Hani o çalılık, yılgınlık, bataklık yerler vardı ya işte oralar hazine arazisiymiş. Şindi oralar piriçlik oldu. Her haneye düşen 30-40 metre genişlikte, Irmağa kadar uzanan 6-7 yüz metre uzunluğunda ince uzun bir arazi. Araziyi boydan boya 20 metiriye 20 metire gibi göllere bölüyorsun. Aynı maşalama yapar gibi. Kenarlarındaki yükseltilere “kaş” diyorlar. Böyle göllere bölmezsen su ahıp gidiyo.  Arazi düz gibi gözükse de düz değilmiş meğer. Suyun göllenmesi, göllenip ısınması gerekirmiş ki piriç bu suda yetişsin.


İşte böyle, boydan boya göl göl yapacaksın. Bir sürü göl. Her gölün alt yanından diğerine akan bi ayağı var. Her gün kontrol edeceksin ki gaşı yıhıpta göldeki su boşalmasın. Pirici ekmeden önce göllere suyu dolduracaksın, Suylan’dan keşenciyi getittirip kömüşlerle keşen yaptıracaksın. Keşen de ne dersen kömüşlerin arkasına tapanı bağlıyorlar, dön babam dön. Suyunan toprağı karıştırıp mırık haline getiriyorlar yani. Bu arada gabuklu çeltik tohomunu tehliz torbalarda ıslatıp 5-6 gün çillendireceksin. Çok durdurursan gızar, az durdurursan çillenmez. Çok çillenirse de bu sefer çilleri gırılır cılk olur. Ayarını iyi bileceksin. Çok alengilli. Ondan sonra göllere ekeceksin balçığın içine. Ekin gibi bi sefer ektin orda bitmiyor ki. Ekine gurban oluyum. Devamlı suyun içinde olacak bu meret. Göl susuz kalmamalı, piricin dibinden su eksik olmamalı. Böyük ganaldan su akacak gölün başından, ayak ganalına gadar piricin dibinden akacak, gölekli duracak hep.

İlacı var, gübresi var, hele hele darısı. Amanin bi darı oluyo, bi darı oluyo, pirici hiç şeneltmiyo soyha.










Tek tek darıyı alacaksın. O namussuzu da kökünden sökmezsen 10-15 gün içinde geri eski haline geliyor. Darıyı yolmak da ayrı bi marifet. Suyun içinde kökünü bulacaksın, parmaklarını kökün altından aralarına daldıracaksın, çekip çıkaracaksın köküyle birlikte. Bazıları adamın kolunu koparıyor valla.  Yalınayak ağşamaca suyun içindesin. Çıkardığın darıları kaşın üstüne atacaksın. Kaşlara uzaksan ortada toplayıp ara sıra kenara taşıyacaksın. Eğil kalk, eğil kalk adamın beli bıhını kalmıyor. Çocuklarla beraber ölüp geberiyok valla darı yolacağız diye. Çocuklar sıhılıyo anam. Gurt yok, guş yok. Oğlan darının kökünü top gibi yapıp yapıp gıza atıyo ara sıra. Gızın beline, poposuna küütt.  Zavallı birden neye uğradığını şaşırıp “Anam öldüm” diye feryat ediyo. Zarıl zarıl ağlıyo bazan. Biz gızıyoz mızıyoz emme ne yapacaksın sıkılıyorlar işte. Birbirine takışmadan duramıyorlar.

İki üç sefer alıyorsun darıyı. Al babam al. O kadar darı nerden geliyosa.

Sona sarı sarı kelleyi çıharıp da aşağıya doğru saldımı da bek gözel oluyo anam piriç soyhada.

Ekimin sonlarına doğru anca geliyor biçim zamanı.

Orakla biçiyoruz. Bazen ırgat tutuyoruz. Dorukseki'den, Çayköy'den, Örenseki'den, Pancallık'tan moturunan alıp geliyo gobeller.

Biçilen piriçleri deste deste yapıp bağlıyorsun, Bu destelerin adına “koçek” diyorlar. Bu köçekleri yüklenip omuzunda taa böyük kanalın başına kadar taşıyorsun. Onun da harmanı oluyor ekin harmanı gibi Gaynarca'da. Yığın yapıyorsun. Yığında durdukça da içten içe kızıyor, küfleniyor, çürümeye yüz tutuyor. Habire aktaracaksın.

Sonra patuz diyorlar bi makine var. Sıran gelince patuza vuruyorsun. Öyle bir günde iki günde de gelmiyor ki sıra. Bekle Allah bekle.

Koçek çekerken de, patuza vururken de bu piricin kılçığı, tozu adamı mahvediyor. Arpanın tozu falan halt etmiş yanında. Havalar da o zamanlar öyle soğuk oluyor ki, çoğu sabah kırağı düşüyor üstüne.

Daha patuza vururken nerden haber alıyorlarsa şirketin adamları hemen damlıyo. Çıkan CEÇ'in her tarafına möhür vuruyorlar. Bi tane “Möhür Ali” diye biri var, gavur mu gavur dürzü. Yangından mal kaçırıyor ellağam. Onun gözünde bizler hırsızız sanki. Çıkanın yarısını alıyorlar şirket hakkı olarak. Möhürü bozarsan cezası varmış. Bütün sene boyunca sen çamurun çaylağın içinde debelen, onlar gelsin yarısını alsın götürsün. Dikilip kala kalıyorsun, adamın öyle bir zoruna gidiyor ki…

** Möhrali **

Asık surat öfke dolu çatık kaş

Düşman gibi bakıyordu Möhrali

Erkeksen onunla birazcık dalaş

Karakola sokuyordu Möhrali

-

Ummadığın anda çıkıp gelirdi

Kara karıncayı arar bulurdu

Yaprak bile kımıldasa bilirdi

Vaziyeti çakıyordu Möhrali

-

Zannedersin kuzu kessen karnı tok

Yollarına altın serpsen gözü yok

Kafayı bir taksa artık sebep çok

İnsanları yakıyordu Möhrali

-

Kurum kurum kurulurdu bir çalım

Tavırlar öfkeli gözlerde yalım

Öyle bir Nemrut’tu öyle bir zalım

Ortalığı yıkıyordu Möhrali

-

Herkes diyordu ki sakın ha şaşma

Ne yaparsa yapsın sabırdan taşma

İtle dalaş Möhrali’ye bulaşma

Zira haklı çıkıyordu Möhrali

-

Bir gün bir çukurda yatar buldular

Mühür yanındaydı emin oldular

Oraya jandarma savcı doldular

Yiril yiril kokuyordu Möhrali

-

Suat Zobu

**

Bitti mi?

Bitmedi. Şirket hissesini aldıktan sonra sana kalan pirici gurutacaksın. O mevsimde de gurumuyor ki..! Habire yağmur yağıyor. Guruyunca motura yükleyip Tosya’ya götürüyorlar. Köyde satarsan daha ucuza gidiyor. Tosya’da çeltik fabrikaları varmış. Orada kabuğundan ayırttırıp öyle satıyorlar. Yüzde 50-60-70 verim veriyormuş. Taneler ne kadar dolgun olursa yüzdesi de o kadar yüksek işte. Mostrası orada çıkıyor. 10-15 gün Tosya’da sıra bekleyip, pirici satıp, işini halledip geliyorsun köye.

Sonuçta eline geçen 3 kuruş. Allah bereket versin gene de ne yapacaksın...

Amaniiiin lafı çok uzattım. Nerdeyse sığır gelecek. Bu kadar yeter. Başka zaman da başka şeyler anlatırım. Bizim derdimiz anlat anlat bitmez anam.

Şindilik başka diyeceğem yok. Baki selamlar.

Kestane kebap, acele cevap..

 

Seni candan seven arkadaşın.


 KÖYÜMÜZDE KULLANILAN AMA MAALESEF UNUTULMAYA YÜZ TUTMUŞ BAZI KELİMELER. 
BU ve DİĞER YAZILAR İÇİN DE SÖZLÜK

Bizim orada kullanılan (Çorum/İskilip) ama maalesef unutulmaya yüz tutmuş bazı kelimeler.

A 

Abov: hayret nidası

Ağa: baba,

Ağca: beyaz,

Ağnanmak: yuvarlanmak, at, eşek gibi hayvanların yuvarlanması,

Aha: işte,

Ahacık: işte burda

Alaçık: ağaç dallarıyla iskeleti kurulmuş ot, çul, kilimle örtülü çadır. (Alacık)

Alma: elma

Amaa: şaşırmak

Ambar: hububat deposu,

Anadut: buğday ve benzeri ekin destesini remorka veya başka bir araca yüklemede kulanılan üç kollu harman aleti. Tarım aracı,

Annacı: karşısı Örn: Annacıma gel, tam annacında

Aş: yemek

Aşamınan: akşamleyin

Avu: zehir

Ayakyolu: tuvalet

 

 

B

 

Baba çıkasıca: sinirlenilen kişiye söylenen söz

Badal: merdiven basamağı

Bahraç / bakraç: bakırdan küçük kova

Balak: manda yavrusu

Baldırcan: patlıcan

Bardak: çam ağacından oyulmuş 7-8 litrelik su kabı, seneğin küçüğü. "eski çamlar bardak oldu" deyimi buradan gelmektedir. Şimdi ise bardak su bardağı-çay bardağı olarak algılanmaktadır. Su içmek için kullanılan bu günkü bardak yerine "tas" kullanılmaktaydı,

Batman: yaklaşık 20 litrelik sıvı ölçü birimi,

Bayak: az önce bayakdan: biraz önce

Bazlama: sacda pişirilen yuvarlak ekmek

Bekit: kapat, ört

Belermek: gözleri büyüterek öfkeyle bakmak,

Bıldır: geçen sene,

Bıza' : buzağı

Bibi : uzaktan kadın akraba,

Bicimcik: azıcık, az olan şey

Biçki : testere türü

Biley taşı : kesici araçları iyeleyen alet

Biz : delik delmeye yarayan alet,

Bostan : kavun, karpuz tarlası

Boyunduruk : çift süren hayvanları birlikte yürüten ağaç çember

Boz : 1- sürülmemiş toprak, 2- renksiz, gri renkte olan, bomboz: rengi atmış, bomboz olmuş: hastalıktan rengi iyice sararmış.

Böğür: yan taraf, vücudun yan tarafı, böbreklerin olduğu kısım

Börtletmek: bir şeyi haşlamak

Börü : zehirli bir örümcek türü,

Bucaklık: evde kap kacak konulan yer,

Bulamaç: undan yapılan cıvık yiyecek

Bundan keyli : bundan sonra,

Buymak: çok üşümek,

Büngüldemek: suyun yerden fokurdaması,

Bürgü: yemeni,

 

C

 

Cahal : cahil, tam yetişmemiş, delikanlı

Camış : manda

Canavar: kurt

Candarma: jandarma

Cerek: uzun ince ağaç, uzun boylular için de kullanılır

Cıbır: parasız, pulsuz

Cılga : patika-keçi yolu,

Cıncık: camdan yapılmış eşya,

Cırcır: fermuar

Cırcır olmak: İshal olmak

Cimciklemek : çimdik atmak, çimdiklemek

Cirpeden: hızlıca, birdenbire

Cof cof : süs

Culuk: hindi

Cuvara: sigara

Cüce : civciv

Cücük: civciv

 

Ç

 

Ça'al: küçük taşlardan oluşan yığın.

Çalhama : yoğurtla ayran arası kıvamdaki yoğurt,

Çandı : evin, ambarın köşesi

Çapıt : bez parçası

Çarkıt: bozuk - külüstür,

Çatal kapı: bahçeli evlerin dış kapısı

Çebiş : bir yaşındaki erkek keçi,

Çemkirmek : 1 . Birine karşı gelmek, sert cevap vermek. 2 . Halk ağzında köpek kesik kesik havlamak.

Çıngı: kıvılcım,

Cıvıtmak: oyunbozanlık

Çiğit: çekirdek

Çilermek: su sızması,

Çimmek: yıkanmak

Çinilemek: çınlamak,

Çor: hastalık,

Çöğdürmek: küçük abdest yapmak (özellikle çocuklarda)

Çöğmek: yana yatmak,

Çökelik: evde yapılan bir peynir türü,

Çömelmek: dizlerinin üstüne çökmek

Çömütmek: çömelmek,

Çördük : armutun küçüğü

Çörtleğen / çörten: pınarlarda ve çatılarda su akan yer,

 

D

 

Dalmak: bir yere girmek

Dam kürümek: ahırı süpürmek

Dam: ahır, çatı

Darı: mısır tanesi

Demrağ: egzema

Deze: teyze

Dıhım: Lokma

Dıldıbız : fakir

Dibek: ağaçtan yapılmış havan, sohu

Dinelmek: ayakta durmak dirgen : harmanda sapları yayan çatallı araç

Dolama: parmağın iltihaplanıp şişmesi

Donyağ: içyağ - çok soğu insanlar için de kullanılır -

Dölek: düzlük,

Döş : göğüs

Döven : düven,

Duluk: avurt

Duncukmak : nefessiz kalmak, somurtmak,

Dürzü : (aslen bir mezheptir) aşağılamak için kullanılır

Düve: bir yaşındaki dişi inek yavrusu,

Düven: harmanda traktör, at veya öküzle çekilen, ekinleri ezip saman yapmaya yarayan, aralıklarla kesici taşlar monte edilmiş kızak

 

E

 

Eci: kız kardeş, bacı, abla,

Ecicik : azıcık, bir tutam ekti: yiyecek konusunda yüzsüzlük yapan

Ellağam : herhalde, galiba

Ellik: ekin biçerken el parmaklarına takılan ağaç parmaklıklar.

Emişik: bir memeden emen kardeş olmayan yavrular.

Emme : ama

Emmi: amca

Empirme: kadın elbise kumaşı.

Enek: misket, bilye

Enik: kedi, köpek yavrusu

Enteri: zıbın, elbise

Erişmek : (meyvalar için) olgunlaşmak

Erze: kapıyı kapalı tutmaya yarayan demir

Evlek: ekin ekerken ayrılan bölüm,

Evmek : acele etmek

Evrağaç/evirgeç: ekmek çevirmeye yarayan uzun yassı tandır değneği,

Eyy: efendim

Eze: vücut, beden

 

F

 

Fağrimek : yaşlanmak, ihtiyarlamak

Felfecir okumak : gözlerin fıldır fıldır dönmesi

Ferik : piliç

Fırıldak: oyuncak, kendisine güvenilmeyen, sahtekar

Firik : kızarıp olgunlaşmaya başlayan buğday başaklarının ateşte kavrularak yenmesi,

Fişne: vişne

 

G

 

 Garipsemek: özlemek,

Gedik: dişi dökülmüş olan,

Gerneşmek: gerinmek,

Gı : erkeğin kadına seslenişi

Gıdık : çene altı

Gidişmek : kaşınmak

Gobel : erkek çocuğu,

Gocuk : kış giysisi

Godek / güdük: kısa

Göğ böğrülce : taze fasulye

Göğermek : yeşermek

Göğsemek : hayvanların çiftleşmeye hazır olması

Gök: yerine göre mavi-yeşil,

Göynümek : olgunlaşmayı da öte geçmek

Guguk : kuş türü

Gunnamak: eşeğin, köpeğin doğurması,

Gurk: yavru için yumurtaya basan ya da yeni civcivleri olan tavuk.

Guvermek: yeşermek,

Güğüm: bakırdan yapılan büyük su kabı, helke

Günnük : yevmiye

 

H

 

Hağ: sırtta taşınan büyük sepet,

Hamut: çift süren öküzün boynuna takılır,

Hapaz: avuç

Haral : büyük kıl çuval,

Hayat : avlu

Hazetmek / hazitmek : beğenmek, hoşlanmak

Heçlemek: bozmak, atılacak hale getirmek, berbat etmek

Hedik : haşlanmış buğday

Helke : su kabı,

Hergele: işsiz sapsız, yaramaz insanlar için söylenen söz.

Heşlenme: boşa gitme

Hırka: eskiden kadınların giydiği folklorik bir giysi.

Hızar : ağaç biçen biçki

Hinkirmek: sümkürmek,

Holluk : fol

Horanta : çoluk-çocuk

Hörüklemek: bir şeyi ağzına kadar doldurmak,

Huysukma: tedirgin olma, çekinme, huylanma

Hürü: huri

 

I

 

Irakı: rakı

Iramazan: ramazan

Irbık: ibrik

Irza: rıza

Isıcak: sıcak

Islağaç : yufka ekmek pişirirken çevirmeye yarayan yassı tahta

Islama : ekmek ıslama

Ismarıç: sipariş

Işgın: fidanın sürgün kısmı - filiz,

 

 İ

 

 İbrik : abdest almaya yarayan su kabı,

İdare: gazyağı ve fitil kullanılarak kullanılan camsız aydınlatma aracı.

İkileme : tarlayı ikinci kez sürme

İleğen : leğen

İlergün/ürelüğün: dünden önceki gün

İlistir: delikli süzme kabı

İliye: öyle değil mi

İrilik : samanın irisinin konulduğu yer,

İt dirseği : göz kenarında çıkan bir kabarcık

İya’ : kaburga kemiği,

 

K

 

Kabak : kabak, kel

Kalbur: elekten büyük olan eleme aracı.

Kamaşmak : mayhoşluk

Kanara:  yemekten başka bir şey düşünmeyen işe yaramaz kimse, lüzumsuz işlerle uğraşan

Keyli : artık

Kıbraşma: kıpırdama, hareket etme

Kıran giresice: ilenç (salgın hastalık bulaşsın inşallah)

Kıran: toplu ölümlere sebep olan hastalık.

Kademsiz: şansız, talihsiz, uğuru olmayan

Kaktır: ittir.

Kapçık : kabuk

Karavuk : baharda toplanarak yenilen ot,

Kaş : uçurum, tepe sırtı

Kaşıklık : kaşık konulan askılı tahta kap,

Katık: yoğurt, ayran,

Kaynata: kayınpeder

Kekil: yeni gelinlerin kulak yanlarında kesilerek şekil verilen saç

Kele: pekiştirme sözü,

Kelem : lahana

Kemre: hayvan gübresi

Kendigelen: yere dökülen tahılın ertesi yıl kendiliğinden bitmesi,

Kertmek: oymak, işaret koymak kes: samanın incesi yendikten sonra, yemlikte kalan iri kısmı

Kesek: tarlanın sürülmesinden sonra oluşan iri toprak parçaları.

Keskenmek: atacakmış gibi, vuracakmış gibi yapmak,

Keş: yağsız peynir

Kımçıtmak: keserken koparmak,

Kır: yazı-yaban,

Kıran girmek: bitmek sona ermek, salgın hastalık

Kırık: kadınların yabancı erkek dostu

Kırklık: koyunların yününü, keçilerin kılını kesmede kullanılan bir tür makas

Kırkmak: kesmek

Kırmaşmak / kıpraşmak: kımıldamak,

Kısrak: dişi at

Kıyak yapmak : iyilik yapmak, torpil geçmek

Kirez: kiraz

Kişkişlemek: kışkırtmak,

Kostak: forslu olan,

Kömbe: alttan ve üstten odun ve tezek ateşiyle sinide pişirilen mayalı çörek

Kömüş: manda,

Kösüre : kesiçi araçları iyeleyen bir alet , bileği

Köynek: atlet yerine kullanılan iç çamaşırı,

Kuruluk: yüksekçe yer

Kuytuk: çukurca yer

Külek: buğday ölçü birimi, kavanoz şeklinde kap, küçük yağ fıçısı,

Külük: balyoz,

Küpür: süpürünce çıkan toz toprak,

Küskü: sopa

Kütük: ağaç gövdesi, kısa, bodur

 

L

 

Türkçede L ile başlayan kelime pek yoktur.

Leğen: abdest alırken suyun döküldüğü kap,

Lök: gaz lambasının cam takılan kısmı

Löküs: lüks( gaz yakıtlı aydınlatma aracı)

 

M

 

Ma'da : başka

Madara: rezil olma, alay konusu

Madeniz: maydanoz

Mağza : bodrum kat odası

Mahana : bahane

Mal: büyükbaş hayvan, ayrıca mal, mülk

Malak: Manda yavrusu

Malama : savrulmaya hazır samanla tane karışımı yığın,

Malamat : rezil,

Maşalama : bahçede sebze ekmek için ayrılan küçük bölümler,

Meccanen: bedava, beleş

Meğsimek: mühimsemek, önemsemek, değer vermek

Misir: mısır

Mostra: gerçek, gerçek yüzünün ortaya çıkması.

Motur: traktör

Musmul: mundar olmayan - temiz,

Muzur: yaramaz, yaramaz işler yapan

Münkürcü: iyilik bilmez , nankör.

 

N

 

Nacak: küçük balta

N’oldum delisi: konumu, durumu değişince havalara giren insan.

Nahal : nasıl

Narasın: ne arasın (narasın gız anam yok)

Niyittin : ne yaptın

Nodul : ucunda çivi olan sopa, övendere

 

O

 

 Ocaklık : eski evlerde ateş yanan yer

Okka: bir kilogramdan biraz fazla ağırlık ölçüsü

Oklağa: oklava

Okuma: davet, davetiye

 

Ö

 

Ödüm koptu: çok korktum

Öğnük: önlük

Öğörsemek : ineklerde çiftleşme arzusu

Öndere: ucu çivili uzun sırık, övendere

Önlük: kadınların ev işi yaparken önlerine taktıkları bez,

Örklemek: bağlamak

Ötüğün: öteki gün, önceki gün

Övendere: nodul,

Özemek: bir şi fazla uzatmak, yoğurt vb malzeleri cıvıklaştırmak

 

P

 

Palaspandıras: hazırlıksız, alelacele ile hareket etmek.

Pantul: pantolon

Parpı: şifalı çamur

Paya: havalı, cakalı

Pece: baca,

Peşkir: el havlusu

Pınsık: (ateş için) bir türlü alev almayan, habire tüten, pasif

Pırtmak: hızlıca kopmak, ayrılmak, kaçmak,

Pinnik: kümes,

Poğsumak: buharlanıp ıslanmak

Pörtleme: dışına taşma

Pu’ar: pınar, su yalağı, çeşme

Pürtük: küçük parça

 

R

 

Türkçede R ile başlayan kelime pek yoktur.

 

S

 

Saban: çift sürmeye yarayan tarım aleti,

Sac ayağı:

Sacayağı: üzerinde yemek pişirilen üç ayaklı demir

Saçkı: tandırda yakılan ot,

Saçma: serpme

Sahan: tabak,

Sahanlık: tabak konulan yer,

Sallı: ağır

Sap yiyip, saman sıçmak: ne dediğini bilmeden saçma sapan konuşmak.

Sap: ekin sapı/iri saman,

Seğirtmek: koşmak

Seki: oturak,

Seklem: (kıl çuval), silgi (banyo havlusu),

Sekmen: zeminden 30-40 cm yükseklikteki yer

Sene: yıl

Senek: çam ağacının kütüğünden oyulan, tarlalara su içmek için götürülen, yaklaşık 20 litrelik su kabı,

Senit: üzerinde hamur açılan, meyve, sebze doğranan tahta tabla.

Sergen: raf

Siğme: akıtma, işeme

Sini: büyük tepsi

Sinsin: ateş çevresinde oynanan oyun

Sohum: yufka ekmekten yapılan, sulu yemek almaya yarayan kaşık gibi parça

Sokranmak: homurdanmak,

Soku: bulgur, keşkek dövülen dibek

Sokum-sohum: yufka ekmeğin kaşık gibi kullanılması,

Somak: mısır koçanı

Sorutmak: yüzünü ekşiterek oturmak

Söbe: tam yuvarlak olmayan

Sündürme: uzatma

Sütlük: eskiden yemek, yoğurt ve yağ gibi yiyeceklerin koyulduğu yer.

Süzme: bez ile süzülmüş yoğurt

 

Ş

 

Şafak: alın

Şaplak: şamar

Şepit: bazlama ekmeği

Şıvgın: sürgün, ince dal

Şilepe: yapış yapış

Şindi / şindik: şimdi,

Şipit: terlik,

Şippedenek: hemencecik

Şirevit: üzümlerin pekmez yapmak için doldurulduğu, çıkan şıraların alt yanındaki bir delikten boşaltıldığı ağaçtan yapılma v harfi şeklinde olan 2,5 metre uzunluğunda, 1 metre genişliğine ve 80 cm yüksekliğinde at arabası veya kağnı ile taşımaya uygun, üstü açık olan depo,

Şişek: kısır koyun,

 

T

 

Talla: tarla

Tas: bardak anlamında da kullanılır, çukur tabak anlamında da

Tataram: üşütme sonucu mide ekşimesi, mideyi bozmak, kusmak

Tavatır: çok iyi, güzel

Tekecen: baharda toplanarak yenilen ot,

Temek: ahırdan hayvan dışkılarının atıldığı delik, küçük pencere,

Tengdirmek: ortadan kaybolmak, ölmek, elden çıkarmak

Tepik: tekme

Tınaz: saman yığını,

Tınaz: harman düvenler tarafından dövüldükten sonra yığılan saman ve tanelerin karışımı olan yığın.

Tıngır: kova,

Tokaç: çamaşır yıkarken, çamaşırları dövmeye yarar ağaçtan gereç

Toklu: bir yaşındaki koyun yavrusu,

Tomruk: kalın ağaç

Topalak: domates

Tuğmen: kuşlarda ibik,

Tummak: suya dalmak,

Tumman: eskiden bezden yapılmış genelde kadınların giydiği pantolon biçimli giyecek,

Tülemek: kuşların tüy çıkarması, mecazi: maddi bakımdan iyi duruma gelmek,

Tünek: tavukların tünediği yer,

 

U

 

Uçuklama: dudakta kabarcık oluşması

Uğra: un

Urba: giysi

 

Ü

 

Üç etek: folklorik giysi, yöresel giysi

Üğrün üğrün: gizli, gizli

Üleş: pay, leş

Ünnemek: çağırmak

Ürelüğün: ileri gün, geçen gün,

Ürümek: havlamak (köpek ürüyor derler)

Ürüya: rüya

Ütelemek: tavuk, hayvan tüylerini ateşte yakmak, ot/ekin dallarını ateşte yakmak,

 

V

 

Verep: yamaç,

 

Y

 

Yaba: harman savurmaya yarayan tarım aleti,

Yad: yabancı, el

Yal: kedi ve köpeklere verilen un ve su karışımı yiyecek.

Yalak: hayvanların su içtikleri kap

Yağlık: mendil ya da iş yaparken boyuna bağlanan bez

Yapak: bayanlarda saçların taranmamış hali, yapaklı

Yavsu: inek at gibi hayvanlar üzerinde yaşayan bir asalak canlı, kene.

Yaykamak: çanak, tabak gibi kaplara su tutmak, durulamak.

Yazı: tarla - yeryüzü,

Yelikmek: şımarmak

Yellenmek: yokuş aşağı iniş esnasında hızlanmak, ayrıca gaz çıkarmak

Yel-yepelek: hazırlıksız alelacele hareket etmek

Yemlik: 1- baharda toplanarak yenilen ot,

Yemlik: 2- hayvanların yem yediği oluk,

Yırak: uzak,

Yiğnik: hafif

Yirik: yırtık

Yoha / yuha: sığ

Yoz: yabani

Yumak: yıkamak,

Yunacak: pis, dinsiz,

Yunmak: yıkanmak-çimmek,

Yüklük: evde yatak yorgan konulan yer,

Yülümek: kazımak, tıraş etmek,

Yüssük: yüzük

 

Z

 

 Zabın: fakir, çaresiz

Zağar: köpek

Zeklenmek: alay etmek, alaylı taklit yapmak,

Zevzek: geveze

Zı’armak: oyunbozanlık,

Zıbın: kadınların giydiği basma entari

Zıkkım: zakkum

Zımzıklamak: yumruklamak

Zırzop: elde avuçta durmayan insan.

Zikke: hayvan ipi bağlamaya yarayan demir kazık.

Zilli: biraz hareketli ve oynak kız çocuklarına söylenir.

Zükkem: nezle

.     

.     

 


. Suat Zobu